HABERLER

Cenevre'deyiz, Euro 2008'de Orhan Pamuk da yanımızda

Hepimiz Cenevre'deyiz. Kimimiz, bu gece televizyon ekranına saplanan gözlerimizle, kimimiz ruhumuzla ve benim de aralarında bulunduklarım gibi, kimimiz de gözlerimiz, ruhumuz ve bedenimizle.

Euro 2008 başlıyor ve Türkiye-Portekiz maçında, milli takımımızın yanında, onunla aynı havayı Cenevre'de soluyacağız.

Milli takımımızın çeşitli sponsorları var. Ben, bize "uğurlu" gelen Ülker sayesinde geldim. "Uğurlu", çünkü aylar önce bizi Euro 2008'e taşıyacak kader maçında Oslo'ya Ülker'le gitmiş ve o maçtan 2-1'lik zaferle çıkmıştık.

Hem Ülker adı, benim Fenerbahçem ile birlikte anılıyor. Önceki gün Türkiye Basketbol Şampiyonu olan takımımızın adı Fenerbahçe Ülker!

Ülker ile gittiğimiz Norveç maçını kazanıp, Euro 2008 kilidine anahtarı sokmuş olmamızdan niçin büyük bir sevince kapıldığımı bu köşede yazmıştım. Avrupa'da futbolda başarı, dünyanın bu en sevilen ve en kitlesel spor dalı sayesinde kitlesel düzeyde müthiş bir kültürler arası interaktif bir ilişki sağlıyor; Türkiye'nin insanları binlerceleriyle Avrupa şehirlerine akıyorlar.

Bütün bunlar, Türkiye'nin Avrupa Birliği referanslarını canlı tuttuğu gibi, benim şiddetle karşısında olduğum içine kapanmacılığa karşı bir panzehir de oluşturuyor.

Milli takımımızın Euro 2008'e kalması, Fenerbahçemin 2008'de Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde ilk 8 takım arasında yer alması, finalist Chelsea'yi yenebilen tek takım olarak adını kayda geçirmesi ve yarı-finalde Chelsea'ye ecel terleri döktürmesi, bu yıl, beni mutlu eden olaylar oldu.

Futbol ve bu bağlamda Türk milli takımı, benim açımdan bir "enternasyonalizm" vesilesi.

Orhan Pamuk'un ise Alman Der Spiegel dergisine konuştuğu ve Türk milli takımının "milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve otoriter düşünce üreten bir makine işlevi gördüğü"nden yakındığı ileri sürüldü.

Türk milli takımı, benim için "enternasyonalizm"e vesile; Orhan Pamuk için ise "nasyonalizm"e mi? Hangisi doğru?
 
***
Orhan'ın futbol tutkusunun tanığıyımdır. 1986 yazında New York'ta bir hafta boyunca zamanımızın büyük bölümünü birlikte geçirmiştik. Çoklarınca en önemli eseri kabul edilen Kara Kitap'ı yazmaya oturduğu sıralardı yanlış hatırlamıyorsam. Bizi evine davet ederek, anti-emperyalist ve sol söylevler vermeye meraklı tanınmış bir Türk müzik adamından sıkılıp, onun televizyonunda Dünya Kupası'nı seyrettiğimizi, aslında onun evine gitme sebebimizin de bu olduğunu hatırlıyorum.

Tabii bunlar, Orhan Pamuk'un bugün Türk milli takımının "nasyonalizm" işlevi gördüğünü söylemesine engel değil. Ancak, Der Spiegel söyleşisini bahane edip ona saldıran "ulusalcı" sürünün sığlığını gördüğümde, Orhan Pamuk'un onları bu konuda haklı çıkaracağına inanmadım.

Nobel ödüllü yazarımız, her şey olabilirdi ama "sığ" olamazdı. Der Spiegel söyleşisini orijinalinden okudum.

Tahminimde yanılmamıştım. Orhan Pamuk'la bazı noktalarda aynı fikirde değildim ama söyledikleri Türk basınında aktarılanlardan farklıydı. Röportaj, Nobel ödüllü yazar ile tümüyle futbol üzerine yapılmıştı ve "Sayın Pamuk, Euro 2008 maçlarını seyredecek misiniz?" sorusuyla başlıyordu.

Orhan Pamuk'un buna cevabı şöyle: "Tabii ki. Ve eğer Türk takımı yenilirse, bu duyguyla baş etmekte zorlanacağım. Bu, çok moral bozucu olacak benim için. Fenerbahçe, çeyrek finalde Chelsea'ye karşı Şampiyonlar Ligi'nde ilk devreyi yenik bitirdiği için televizyonu kapatmıştım."

Bu sözler, futbolla ilişkisi kesik, Türk milli takımına mesafe koyan birisinin sözleri olamaz. Tersine, Orhan Pamuk için, milli takımımız ve Fenerbahçe'nin yenik duruma düşmesi; "moral bozucu" ve "dayanılmaz" etkiler yapıyor.

Türk basınına yansıyan milli takım ve "milliyetçilik" ile ilgili bölüm, üç sayfalık röportajın son sayfasında. Elbette, belli bir "kontekst" içinde. Pamuk, 1980'lerde İngiltere'ye 8-0 yenildiğimiz maçın belleğinde kuvvetle yer ettiğini ve Kara Kitap taslak halindeyken, romanda buna yer verdiğini anlatıyor. "Benim için bu yenilgiler, ülkenin durumu ve aşağılanma duygusu ile ilgili bir metafordu" diyor.

Bunun üzerine gelen soru şu: "Türk futbolu ülkenin bugünkü durumu hakkında ne söylüyor?"

Pamuk: "Eski Portekiz diktatörü Salazar da futbolu ülkesini kontrol etmek için bir araç olarak kullanmıştı. Oyuna, ülke içinde sükûneti sağlamak amacıyla kitleler için bir afyon muamelesi yaptı. Ülkemizde de öyle olsa hoş olurdu. Burada (Türkiye'de) futbol bir afyon değil, daha ziyade milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve otoriter düşünce üreten biri makine gibi. Ben şuna da inanıyorum ki, milliyetçiliği geliştiren zaferler değil, bozgunlardır.

Derginin "Nasıl" sorusuna cevabı ise şöyle: "Milliyetçilik, ister depremler nedeniyle olsun, ister yitirilmiş savaşlar, felaketlerden hayat bulur. Tolstoy, Napolyon'a karşı savaşın Rus kimliğini nasıl biçimlendirdiğini yazar. İngiltere'ye karşı 8-0'lık bir mağlubiyet de benzeri bir felakettir."

Dergi, altı yıl önce Dünya Kupası'nda Türkiye'nin üçüncü olduğunu hatırlatınca, Orhan Pamuk şunları söylüyor:

"Doğru ama milli takım oyuncuları, Almanya'daki 2006 Dünya Kupası'na katılamamaları üzerine İsviçreli futbolculara saldırdılar. Özellikle, Üüdt gazetelerinin bu konuyu yansıtış tarzı da ahlak dışı ve kabul edilemez bir davranıştı. Türk takımının başarısızlığından hakemleri sorumlu tuttular ve bir dizi komplodan söz ettiler. Feci. Türk futbolu, milliyetçilik davasına hizmet ediyor, ulusa değil."

İstanbul Kadıköy'deki o İsviçre maçının ayıbını taşıdık. Orhan Pamuk'un söyledikleri doğru ama bir dereceye kadar. Onun sandığı ve tanımladığı ölçülerde "milliyetçilik"e hizmet etmiyor Türk futbolu. Zira, Türk milli takımı, Pamuk'un ölçüleriyle "milliyetçiliğin besin kaynağı" olan ağır bozgunları, yenilgileri, felaketleri artık yaşamıyor.

Orhan Pamuk'un Fatih Terim'e yönelik "aşırı milliyetçi" yargısı da doğru değil. Ben, Fatih Terim'le bırakın aşırısını milliyetçiliğin en ılımlı hali için bile ölçü oluşturacak, ülkenin "en hassas" konusu üzerinde konuşmuştum. Fatih Terim, "aşırı" bir yana, "milliyetçi" kavramı içine sıkıştırılacak bir kafa yapısı ve kişiliğe sahip biri değil. Türkiye'nin -elbette kimliğini yitirmeden- en "dışa açık" insanlarından biri olduğunu da unutmamalıyız.

O İsviçre maçında "ulusça ayıbımız"a yol açan çirkinlikler, aşırı milliyetçiliğinden ziyade, Fatih Terim'in futbolculara da bulaştırdığı aşırı kazanma hırsının dizginlerinden boşanmasının görüntüleriydi. Orhan'ın bilmediği bu olsa gerek.

Yine de yukarıya taşıdığımız Der Spiegel söyleşisi bölümleri, Türk basınında yansıtılandan ne kadar farklı, değil mi?
 
***
Söyleşinin başlarında yer alan şu bölümleri geçemeyeceğim:

Spiegel: Babanız sizi maça götürür müydü?

Pamuk: Evet, oldukça sık. Fakat benim hatırladığım büyük anlar, goller değildi. En çok hatırladığım maç başlamadan önce Fenerbahçeli oyuncuların sahaya çıkışıydı. Onlara sarı kanaryalar denirdi. Sanki öyleydiler... O anı çok sevdim. Bir şiirdi.

Spiegel: Niçin Fenerbahçe?

Pamuk: Din gibidir. "Niçin"i olmaz. Bir şiiri ezberden okur gibi, size 1959 Fenerbahçe takımının tam kadrosunu şu anda sayabilirim...

Ve gelelim, Fatih Terim bölümü hariç, söyleşinin en son bölümünde, Der Spiegel'in "Futboldan uzaklaştınız mı?" sorusuna Orhan Pamuk'un verdiği cevaba:

"Hâlâ kulübümü destekliyorum ama bu, Fenerbahçe'nin renklerini gördüğüm andaki bir tür Pavlov refleksi olabilir. Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim'in aşırı-milliyetçi olmasına rağmen, Avrupa Şampiyonası'nda, siz nasıl Alman takımını destekleyecekseniz, elbette ben de Türk milli takımını destekliyorum..."

Anlaştık. Cenevre'deyiz Euro 2008'de. Portekiz'e karşı milli takımımızla.

"Milliyetçilik"in beslenmemesi için başarmamız gerek.

Haydi Türkiye!
    • Ülker, 6. Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı

      Türkiye’nin lider gıda şirketi Ülker, 2020 yılı Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Ülker, 2020 yılında hayata geçirdiği operasyonel mükemmellik uygulamaları ve yaklaşık 2.000 teknik iyileştirmeyle 21,5 milyon TL, Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları sonucunda hayata geçirdiği 69 projesiyle 26,6 milyon TL tasarruf sağladı....

      DEVAMINI OKU
    • Ülker, Önem Gıda’yı satın aldı

      Ülker, uzun yıllardır yarı mamul tedariki gerçekleştirdiği Yıldız Holding şirketlerinden Önem Gıda’yı satın aldı. Böylece, çikolata ve unlu mamullerdeki tüm üretim sürecini, uçtan uca kendi bünyesinde toplayan Ülker, sürdürülebilir büyüme stratejisi kapsamında önemli bir adım daha atmış oldu....

      DEVAMINI OKU
    • Ülker’e iki ödül birden…

      Türkiye’nin lider gıda şirketi Ülker Bisküvi, bankacılık ve finansal işlemler arasında en iyilerinin belirlendiği, 2021 Türkiye Bonds&Loans Ödülleri’nde iki kategoride birinci olan tek şirket oldu...

      DEVAMINI OKU
    • Ülker, cirosunu 5,2 milyar TL’ye ulaştırdı

      Türkiye’nin lider gıda şirketi Ülker Bisküvi, 2021’in ilk yarısında cirosunu yüzde 15,7 artışla 5,2 milyar TL’ye ulaştırdı. Şirketin Türkiye operasyonları yüzde 15,8, ihracat ve yurt dışı operasyonları da yüzde 15,6 büyüdü....

      DEVAMINI OKU